Sıcak bir ağustos akşamında dış hatlar terminalinde uçağımızı beklerken, sürprizlerle dolu üç günün de bizi beklediğinden habersizdik. Zagrep aktarmalı olarak Dubrovnik'e indik. Vizesiz gitmemize rağmen pasaport kontrolü esnasındaki sorular "Vize başvurusu mu yapıyoruz?" sorusunu aklımıza getirdi. Yerel saat geceyarısını gösterirken servisle otelimize ulaşmıştık. Ertesi sabah otel çevresinde kısa bir tur atarken Adriyatik denizi kıyılarının, akvaryumdan pekte farkı olmayan, berrak deniziyle tanıştık. İşte o an tatil için doğru adreste olduğumuzu tam olarak anlamıştık. Şehir turuna katılacağımızdan denize girmeyi bir kaç saatliğine ertelemek zorundaydık. Tur otobüsümüzle Dubrovnik'in turistik tanıtım broşürlerinde resimleri sıklıkla yer alan Old City'ye doğru yola çıktık. Old City Venedik mimarisinin günümüze kadar gelen en güzel örneklerini devasa surlar içerisinde barındırıyordu. Savaşlarda şehri koruma adına yapılmış bu dev surların, onlarca metre yüksekliğinde ve karadan yedi metre denizden ise beş metre kalınlığında olduğu bilgisini rehberimizden alırken, kendimizi bir anda labirentleri andıran taş bir şehrin giriş kapısı önünde bulduk. İçerisi adeta bir açık hava müzesi gibiydi. Özellikle rektörün evi, üniversite, katedral mimari harikasıydı. Ayrıca dünyanın ilk eczanesinin 1317 yılında burada açıldığını öğrendik. Limana geldiğimizde bir kez daha şehrin meşhur berrak denizi ile karşılaştık, burada düzenlenen küçük bir tekne turuyla da Adriyatik kıyılarıyla tanıştık. Turun ardından Old City’de labirentleri andıran dar sokaklar arasında kaybolurken buralarda hala yaşayan insanların olduğunu görmek şaşırtıcıydı. Öyle ki Old City'nin içinde hala kiralık ve satılık daireleri bulmak mümkün. Buradan tur otobüsümüz ile Cavtat’a geçtik. Cavtat ünlülerin uğrak yeri olan ve dar sokaklarıyla ünlü şirin bir Dubrovnik liman kasabası. Ünlülerin devasa yatlarını Cavtat limanında görmek mümkün. Burada Türkçe bilen bir Arnavut'un işlettiği kafede keyifli bir sohbettin ardından otelimize dönüp denizin ve güneşin tadını çıkardık. Lezzetli bir akşam yemeği eşliğinde meşhur Hırvat birasının tadına baktık. Yerel müziklerin çaldığı bir konsere katıldıktan sonra tekrar otelimizin yolunu tuttuk. Ertesi gün Adriyatik kıyılarının Karadağ bölümünü görmek için tur otobüsümüzle bu ülkeye doğru yola çıktık. Sınırı şanslı bir şekilde hızlıca geçtikten sonra bir benzin istasyonunda mola verdik. Karadağ'da Kotor körfezi gerçekten ilginç; bizim İzmit körfezinin minyatür bir versiyonu gibi adeta. . .  Çok fazla beklemeden yaklaşık 10-15 aracın sığabildiği küçük bir feribota bindik ve kısa sürede karşıya geçiverdik. Otobüsümüzle ilerlerken aşağıda muhteşem Sveti Stefan Adası göründü. Günümüzde otel olarak işletilen ve gazetecilerin giremediği ada, değişik zamanlarda Orson Welles, Elizabeth Taylor, Sophia Loren, Princess Margaret, Carlo Ponti, Ingemar Stenmark, Kirk Douglas gibi ünlülere ev sahipliği yapmış. Tarihte pek çok politik konferansın da yapıldığı ada, Boris Spassky and Bobby Fischer gibi büyük ustaların satranç maçlarına da tanıklık etmiş. Adaya ulaşım denizin doldurulmasıyla oluşmuş yapay bir köprü ile sağlanıyor. (Bu açıdan Sveti Stefan Adasına aslında bir yarımada da denilebilir. . . ) Tur otobüsümüzle Karadağ’ın turizm başkenti Budva’ya doğru yola çıktık. Adriyarik kıyılarında yer alan Budva’nın da Dubrovnik kadar ünlü olmasa da surlarla çevrili bir Old Town‘u var. Rehberimizden burasının da önceleri Sveti Stefan gibi bir ada olduğunu zamanla ana karayla birleştiğini öğrenmek şaşırtıcıydı. Şehir 1979’daki depremde büyük hasar görmüş, 1987’de aslına uygun olarak tekrar yapılmış. Şehirdeki binalar menteşeleri, kapıları, pencereleri ve balkonlarıyla Venedik mimarisinin tipik örneklerini geçmişten bugüne yansıtıyor. Şehirde St. Ivan, St. Mary ve Holy Trinity isimlerinde üç ana kilise bulunmakta. Budva Old Town’un dışına çıktığımızda aynı zamanda şehrin tarihi bölümünü arkamızda bırakmış, turistik bölümüne geçmiş oluyorduk. Şehrin özellikle 2006’dan sonra turizm ile ön plana çıkmakta olduğunu ve yaz aylarında Rus zenginlerin yat limanlarını doldurduğunu öğrendik. Bu süreçte doğal olarak emlak fiyatları da astronomik olarak artmış. Şehirde pek çok plaj, otel ve casino mevcut. Budva ve civarında Adriyatik kıyısındaki limanlar ise Tivat, Risan, Prcanj ve Kotor'du. Budva’dan hediyelik eşyalarımızı aldıktan sonra Kotor kentine doğru yola çıktık. Dönüş yolunda Kotor kentinin ismini verdiği körfezin çevresini bu kez feribota binmeden dolaştık. Bu sayede körfezin eşşiz manzarası ile beraber Sveti Stefan adasını 3 ayrı noktadan gözlemleme ve fotoğraflama şansımız oldu. Körfez, Verige boğazıyla birbirinden ayrılan iki büyük havzadan (Tivat koyu, Kotor ve Risan körfezi) meydana geliyordu. Kotor’a ulaştığımızda gördüğümüz manzara Budva ve Cavtat’tan pek farklı değildi. Sırtını Lovcen ve Orjen dağlarına vermiş Adriyatik’in temiz sularında demirlemiş birbirinden güzel yatlar artık alışılageldik bir manzaraydı bizim için. . .  Kotor’da da surlarla çevrili bir Old Town mevcut, burası Budva’ya ve Dubrovnik’e göre daha küçük olmakla beraber daha etkileyici gibiydi. Şehrin giriş kapısının üstünde yazan Tito’nun sözü “Tude necemo svoje ne damo” burasını savunmaktan asla vazgeçmeyeceklerinin sloganıymış. . . Keyifli bir Karadağ turunun ardından sınırı bir kez daha geçip Hırvatistan’a ve Dubrovnik’e ulaştık. Burada şehrin ışıklandırılmış gece manzarasını görmek için biraz dolaştık ve ardından otelimize döndük. Ertesi günü, tatilimizin son gününü, denizin ve güneşin tadını çıkartarak geçirdik ve neşeli geçen tatilimizi tamamladık. Editörün Notu: Hırvatistan’ın 1 Temmuz 2013 tarihinde AB’ye üye olması beklendiğinden bu ülkeyi vizesiz ziyaret etmek isteyenlerin acele etmelerini tavsiye ederim.
Aspendos Tiyatrosu

Yapılmasının üzerinden yaklaşık 2000 yıl geçmesine rağmen çok iyi şekilde korunarak günümüze gelmiş antik tiyatrodur. Mimarı Aspendos'lu Zenondur. Antalya'nın Belkıs köyündedir ...

Devamı
Dakka

Dakka şehri Bangladeşin başkenti ve en kalabalık şehridir. 1971 yılında bugüne ülkenin başkentidir. Toplam nüfusu 12 milyonun üzerindedir. Dünyadaki en hızlı büyüyen kent olduğu...

Devamı